19 Eylül 2011 Pazartesi

Düş-mek..

Ben düşerken, siz uyuyordunuz.. Bu tam böyleydi.. Siz uyurken ben düşüyordum, bu da tam böyleydi..

Nedense çıktım o sırada dışarı.. Sokaklarda yürüdüm biraz.. Sarhoş insanlara baktım.. Sarhoş erkeklere baktım.. Konuşuyorlardı, bazen dinlemeden, yüksek sesle, ve emindim, parmaklarının arasından sigaralarını alsam, parmaklarını ateşe vereceklerdi..

Kadınları vardı bazılarının.. Kadınlarının gözlerine bakmadığı zamanlarda uzaklara bakarak konuşuyorlardı.. Kadınlarına baktım.. Sadece dinliyorlardı.. Kadınlarına baktım..  O kadar da sarhoş değildiler.. Sonra o sarhoş erkeklerle kadınlarının arasına baktım.. Farkında değillerdi ama tam o arada, tam o sırada bir ayrılık çiçeği büyüyordu, oracıkta..

Sokakları adımladım biraz daha.. Biraz daha uzaklaştım evden.. Farkında mıydınız?

Oysa siz uyuyordunuz, kapılarınız kapalı, pencereleriniz açık, ışıklarınız fersiz.. Yeryüzünün ekseni kaysa, farketmeyecektiniz, o kadar derindi düşleriniz ve ne kadar da derindi gülüşleriniz..

Bir ateşi söndürmek ne çok dumanaltı ediyor ortalığı, bu yüzden yaşlı gözlerimiz..

Sahi nasıl da uyuyordunuz.. Düş görüyor muydunuz? Düşten fiil yapsak ya bana.. Düşmek olur mu hiç demeyin.. Düşmek, düşten yapılır..








2 yorum:

  1. insanların bulundu durumdan mamnun kalmayan yazarımız onları hayatın içine davet ediyor.
    pek bi 'garip' gördüm seni :)

    YanıtlaSil
  2. kimseyi bir yere davet etmek gibi bir niyetim yok benim.. tam tersi.. herkes olduğu yerde kalsın lütfen.. herşey yerli yerince: )

    YanıtlaSil